Aylar: Ağustos 2015 (Page 1 of 2)

Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez

Evet arkadaşlar, 1 Yılda 80 Kitap olarak Defne Sanat Evi‘nde gerçekleştirdiğimiz bu ayki buluşmamız Gabriel Garcia Marquez‘in Yüzyıllık Yalnızlık kitabı üzerine idi. Kırmızı Pazartesi‘den sonra ikinci Marquez kitabı benim için. Etkinliğimiz çok güzel geçti çünkü katılım yoğundu. Bir de –en azından benim için– sürpriz olan nokta mangalda sucuk partisi düzenlememiz oldu. Üzerine bir de keman eşliğinde müzik dinletisi eklenince demeyin keyfimize 🙂

Kitapla ilgili iki farklı yorum yapacağım. Aslında etkinlik günü sabahına kadar tek yorum derlemiştim ama yaptığım araştırma beni o kadar derin noktalara götürdü ki, bir tarih meraklısı olarak bu olaylara kayıtsız kalamazdım. İlk yorumum genel olarak şu şekilde: okurken sıkıldım, evet. Gruptaki arkadaşımın deyimi ile: meyan şerbeti tadı var. Kitaptaki karakterlerin ismi birbirleriyle aynı ve karıştırmadan edemiyorsunuz. Zaten kitabın başında bir soyağacı var. Eminim siz de benim gibi bir kez baktıktan sonra –üşengeçlik de diyebiliriz buna– bir daha açmadınız o sayfayı. Onun için isimlere pek takılmadan devam ettim. Benim için isimlerin devam etmesi, kitaptaki karakterlerin kaderlerinin de benzer olmasından geliyor. Gruptaki diğer arkadaşlarımın yorumuna göre de, bulunulan coğrafyaya özgü bir durum…

Kitapın hikayesi, Buendia ailesinin Macondo kasabasını kurması ile başlıyor. Ailenin hikayesi ile Macondo’nun kuruluşu aynı zamana denk geldiği için aileden biri veya birilerinin yaşadığı olaylar, verdiği tepkiler tüm kasabanın halet-i ruhiyyesine yansıyor. Aile içine kapanık ve kendi içinde bir kısır döngü oluşturuyor. Bundan dolayı ev halkı birbirlerine ilgi duymaya başlıyor. Bir nevi ensest ilişki havası hakim. Ben bir de isim benzerliklerinin bundan dolayı olduğunu düşünüyorum. Kitabın çevirisi gayet muntazam ve akıcı. Özellikle ilk bölümlerde eski Türkçe kelimeler kullanılmış. Şimdi sizlerle kitaptan birkaç alıntı paylaşayım:

Belden aşağısı bedenin aşkı, belden yukarısı ruhun…

Kötülük dünyada değil, kişinin yüreğindedir…

Bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. Ama başlatan ve bitiren aynı kadın olmayabilir…

Gelelim kitabın beni en çok etkileyen kısmına. Yalnız buraya geçmeden önce bu kısımla ilgili, Illinois Üniversitesi‘nde Latin Amerika Edebiyatı dersi veren Ericka Beckman‘ın sözlerini sizle paylaşayım:

Bizler halen, bizden önce meydana gelen felaketlerin bir ürünüyüz. Yapılması gereken, bu paylaşılan hikayeleri yeni kolektifler ve ifade biçimlerine dönüştürmektedir…

Kitapta Muz İşçileri Katliamı isminde bir olay yaşanıyor. Kitap her ne kadar kurgu olsa da şimdi bahsedeceğim gerçek bir trajediye dayanıyor. 1928 yılında gerçekleşen bu katliamda ölenlerin sayısı hiçbir zaman bilinmemekle birlikte 47 ile 3000 arasında değişen sayılar rivayet ediliyor. Olayın odağında muz işçileri var çünkü Latin Amerika büyük bir muz plantasyonuna sahip. Bizim bugün chiquita muz diye yediğimiz muza adını veren şirketin o yıllardaki ismi United Fruit Company. Haksız çalışma koşullarına baş kaldıran halka karşı Kolombiya ordusu harekete geçiyor çünkü Amerikan Hükümeti, United Fruit Company‘nin çıkarlarını korumak için Kolombiya Hükümeti’ni işgal ile tehdit ediyor. Bir bakıma şirket için Latin Amerika‘nın ilk toprak ağası tanımı yanlış da olmaz. Bu gerekçeler neticesinde de bahsettiğimiz katliam gerçekleşiyor…

Yalnız olay burada bitmiyor. Katliamdan 20 yıl sonra Márquez’in hayatını etkileyen bir olay daha yaşanıyor. Geçmişteki acıları araştırmak isteyen Kolombiyalı politikacı suikaste kurban gidiyor. Bunun üzerine başlayan halk ayaklanmasının –ki bu olaylar sadece Kolombiya ile sınırlı değil, United Fruit Company‘nin üretim yaptığı Latin Amerika ülkelerini etkiliyorFidel Castro ve Ernesto Che Guevara önderliğindeki Küba Devrimi‘nin başlangıcına etkisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bir muz nelere kadir diyebilirsiniz. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki muz; pirinç, buğday ve sütten sonra dünyada tüketilen dördüncü tarım ürünü. Bundan dolayı oldukça değerli. Ayrıca kitaptaki kasabanın isim olan Macondo, o coğrafyada kullanılan eski bir dil olan Bantu dilinde muz anlamına geliyor. Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, Muz Cumhuriyeti lafı da –burası Muz Cumhuriyeti değil arkadaş!– buradan geliyor. 1930’lu yıllarda şirketin üretim sahası o kadar büyük ve ülkeler üzerinde o kadar etkili ki, Amerikalı yazarlar Latin Amerika ülkeleri için, parmaklarında oynatmalarına atıfta bulunmak amacıyla bu terimi çıkartıyorlar…

Ericka Beckman‘ın sözleri şimdi anlam kazandı, değil mi? Bu tür toplumsal trajediler bir şekilde nesillere aktarılmalıdır…

Bir sonraki kitabımız olan Miguel de Unamuno‘nun Sis isimli kitabında görüşmek üzere…

Kaynaklar:
en.wikipedia.org/wiki/Banana_massacre
www.evrensel.net/haber/83105/muz-iscileri-katliaminin-yuzyillik-yalnizligi
haber.sol.org.tr/dunyadan/cikita-muzun-hikayesi-haberi-15902
meseledergisi.com/2014/07/makondodan-gunumuze-kalanlar

Cihangir’de Serpme Antakya Kahvaltısı

Gezi rotaları belirlemeyi ve uygulamaya koymayı çok seviyorum. Bunu daha önceki yazılarımda görebilirsiniz. Hele bir de kafa dengi bir arkadaşınız varsa ne ala.

Bu sefer arkadaşımın çizdiği rotaya kahvaltı mekanını ben ekledim 🙂 Ne de iyi etmişim. İnternet üzerinde araştırma yaparken gezmelerdeyim.com sitesindeki Doğacıyız Organik Gourmet Şarküteri yazısıyla karşılaştım. Sonrasında yaptığım araştırmada kahvaltı için doğru yer olduğunu anladım. Şimdiden kahvaltı mekanları listelerinde yer alan ufak, şirin bir yer. Ne olur ne olmaz diye hafta içinden rezervasyon yaptırdık zira kalabalık olabilirdi. Özellikle de ünlülerin fotoğraflarını görünce. Normalde Cihangir taraflarında kahvaltıya başlangıç saati 11:00 civarı. Rahat kahvaltı etmek isterseniz buna göre plan yapın derim.

Pazar günü sabah erken saatte –ki kendileri saat 08:00’de açılıyorTophane tarafından kolayca mekana ulaştık. Hemen gölge bir masaya oturduk ve mekanın güler yüzlü çalışanı hanımefendi bize ilk ikramları (zeytinyağı ve zahter) ile çayımızı getirdi. Sonrasında da aşağıda sayamayacağımız kadar çeşitin yer aldığı serpme Antakya kahvaltısı!

Bal-Kaymak, Tereyağı, Yeşil Ceviz Reçeli, Mandalina Reçeli, Çıtır Kabak Reçeli, Özel Fıstık Ezmesi, Humus, Acılı Ezme, Babagannuş, Tuzlu Yoğurt, Kekik (Zahter) Salatası, Domates, Salatalık, Sürki, Dil Peyniri, Lavaş Peyniri, Sıkma Peynir, Keçi Peyniri, Yeşil Kırma Zeytin, Siyah Zeytin, Acılı Ekmek, Karpuz ve Sınırsız Çay.

Evet, çay sınırsız arkadaşlar. Bizim gibi çay müptelaları için mükemmel bir fırsat. Yalnız şunu belirteyim; yukarıda saydıklarım bize denk gelen kahvaltı menüsüydü. Kahvaltımız geldikten sonra masamızda bize keyifle eşlik eden, mekanın sahibi hoşsohbet Halil İbrahim Bey der ki; “sunduğumuz ürünler Antakya’dan geliyor ve yeni çeşitler ekleyerek sunumlarımıza devam edeceğiz.” Yani sizin yiyeceğiniz kahvaltı daha zengin olabilir. Şimdi sıkı duralım, fiyat geliyor: sadece 25 TL. Bu kadar çeşit için bu fiyat, hem de Cihangir’de çok iyi bence.

Kahvaltı haricinde çok leziz olduklarını düşündüğüm ana yemekler de (menü için buyrunuz: dogaciyiz.com/menu) mekanda servis ediliyor. Bu saydığım doğal ürünler dogaciyiz.com adresinden tüm Türkiye’ye satışa sunulmakla birlikte Pazartesi günleri için Cihangir bölgesine özel sunulan %100 doğal köy yumurtası, kuru yolma köy tavuğu ve doğal inek sütü satışları da gerçekleştiriliyor.

Son söz: doğal bir kahvaltı yapmak istiyorsanız doğru mekan burasıdır arkadaşlar.

Ufak bir rica: Mekana gittiğinizde, Halil İbrahim Bey nereden duydunuz da geldiniz der ise blogumun ismini verirseniz sevinirim 🙂 Kendisi bu tür ayrıntılara çok dikkat ediyor. Kendisine bu yazı ile selamlarımı iletiyorum.

Adres: Kılıçali Paşa Mah. Kasatura Sok. No:16/A Cihangir (Defterdar Yokuşu), Beyoğlu

« Older posts

© 2020 Mustafa Çelen

Theme by Anders NorenUp ↑