Aylar: Temmuz 2015 (Page 1 of 2)

Yere Düşen Dualar – Sema Kaygusuz

1 Yılda 80 Kitap grubu olarak Temmuz ayı okumamızı ve değerlendirmemizi Sema Kaygusuz‘un Yere Düşen Dualar isimli romanı için gerçekleştirdik…

Metis Yayınları‘ndan çıkan 7.basım versiyonunu okuduğum Yere Düşen Dualar, Türkçemizin ne denli zengin bir dil olduğunu bize yeniden gösteriyor. Ayrıca birden fazla dile çevrilmiş bir eser. Sema Kaygusuz‘un bilgi ve sözcük dağarcığı –bu roman özelinde şarap ve mitolojiler konusunda– o kadar geniş ki, etkilenmemeniz mümkün değil. Özellikle, ben dahil etkinlikteki tüm arkadaşlarımı etkileyen nokta güçlü betimlemeler oldu. Paylaşmam gerekirse;

Küçük şeylerin ardından gelişen büyük inanışlar…

Mahremi şişede, masumiyeti dışarıda kalmıştır…

Değil mi ki sirkemsi şarap hamlığı, dağlayıcı şarap ihtişamı, tanenli şarap soyluluğu gösterir…

Doğa, insanın doğusunda kalan, zamandan arındığımız zamansız bir kıtadır…

Alçak gönüllü olabilecek denli kibirli, mahçup görünebilecek denli utanmaz, merhameti sunacak kadar zalim başka bir insan…

Sırlar, derdi, yirmi dört ayarlık bir altın külçeden daha fazla hükmeder insana…

Hastalık, ruh dediğimiz o dumansı yaratığı gövdeye karşı kullanamadığımız biricik sığınaktır. Yaşamın ölüm koktuğunu onun sayesinde anlarız…

Üzüm beyaz eti, dünyanın bir günlük yer olduğunu öğütler, çekirdeğiyse toprağın sonsuzluğunu…

Uyku, karanlık denizi hayatın.
Bir var bir yok hızında, hem kısa hem de fazlasıyla derin.
Hadi uyan Sağgöz, zaman geldi.
Üşü ve hisset…

Eski ve yeni sözcüklerimizin ahengi güzeldi. Çok kelime var, bazılarını paylaşmak istiyorum. Yılankavi: dolambaçlı, canhıraş: yürek parçalayan, handiyse: neredeyse, Sitteisevir günleri: Nisan ayı fırtınası, Butyagenko: Koruyucu ruh, biteviye: tek düze, püsteki: hayvan postunun yüzülmesi, kaleydoskop: çiçek dürbünü

Roman, Üzüm ve Altın isimli iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde yer –hikaye adada geçiyor, muhtemelen Bozcaada çünkü Ayazma kelimesini görüyoruz– ve zaman kavramı varken, ikinci bölümde bu kavramlar hiç zaman ve hiç yer oluyor. Yani gerçekten düşe geçiş yapıyor. İlk bölüm anlatımı birinci tekil, ikinci bölüm anlatımı üçüncü tekil şahıstan bizlere aktarılıyor. İlk sayfaları okuduğumda Gabriel Garcia Marquez‘in Kırmızı Pazartesi kitabını anımsadım. Bence kitaba edebi anlamını yükleyen ve bizi etkileyen en önemli yer ikinci bölüm. Karakter (Leylan Karaca), Bergamalı hekim Galenos‘un tıp kitabını keşfettiğinde ikinci bölüm başlıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse romanın ikinci bölümü oldukça yoruyor. Bu bölümde birçok mitolojiye, özellikle Çingene mitolojisine gönderme var…

Günümüzün postmodern yazarı Sema Kaygusuz, bu türün bir özelliği olan “arayış” temasını bize karakterin annesinin kaybolması ve amcasının ölümü üzerinden sunuyor. Romanda ölümsüzlük konusu yine bu şekilde işleniyor. Anlatım dilinden etkilendiğimiz Sema Kaygusuz, erkeğin sakal tıraşı deneyimini şiddet boyutunda (okurken ben tıraş oluyorum zannettim, o derece) aktarırken, güreş müsabakalarının geçtiği bölümleri de feminen bir havada sunuyor. Yine karakterin cinsel deneyimlerini anlatma tarzı cesurca. Kitaptaki karakterlerin isimleri de çok sevdim: Leylan Karaca, Latife Keşal (falcı), Kutsi Karaca (babası), Yorgo (erkek arkadaşı), Mercan Karaca (amcası), Ecmel (önce kadın, sonra adamkadın -köse-, sonra Hünsa -görünmeyen- oluyor) ve Yaşur (birinci bölümdeki karakterlerden birer parça taşıyor)…

Sema Kaygusuz, kendisi ve romanlarını zevkle takip edeceğim bir yazar oldu benim için. Ayrıca, Pandora’nın Kutusu isimli filmin senaristliğini de yaptı. Bu arada, yeni romanı çıktı ve ismi Barbarın Kahkahası. En kısa sürede okumayı düşünüyorum…

Bu ayın bir özelliği de, 1 Yılda 80 Kitap ve Defne Sanat Evi‘nin birlikte gerçekleştirdiği kitap değerlendirme etkinliğimizin bir yılı geride bırakmasıydı. Türk edebiyatına değer katan eserleri değerlendirdiğimiz bir yıldan sonra rotamızı Dünya edebiyatına çeviriyoruz. Ağustos ayında Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez‘in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuyor ve değerlendiriyor olacağız. Bildiğiniz üzere 1927 doğumlu Gabriel Garcia Marquez, geçtiğimiz sene zatürre tedavisi görüyordu ve 87 yaşında yaşamını yitirdi…

Sizleri de etkinliğimize bekleriz…

Bayramda İstanbul Turu

İstanbul’da yaşayanların (ben dahil) büyük kısmı, İstanbul’un sahip olduğu güzelliklerin farkında değil. Gözümüzün önünde duran çoğu tarihi, gezip görülmesi gereken yerlere iş, güç vs. hangi nedeni derseniz deyin bir şekilde gidemiyoruz. Gerçekten İstanbul’un hakkını vermiyoruz. Heveslendiğimizde bu aksiyonu gerçekleştireceğimiz yegane zamanlar kuşkusuz Bayram tatilleri. Bayram tatili demek, İstanbul’daki nüfusun ve araç trafiğinin bir nevi azalması demek. Gezi planı kesinlikle bu zamanlara yapılmalı.

Bayramda İstanbul turu yapmak için en uygun zaman Bayramın ikinci günü. Bayramın ilk günü hem büyüklerle eş, dost ziyaretleri yapılıyor ve evde geçiriliyor; hem de Bayramın ilk günü gezilecek yerler genelde kapalı oluyor. Ben de kardeşlerimle bayramın ikinci günü için planlı bir gezi güzergahı belirledim ve hep birlikte koyulduk yola. Bu rotayı sizlerle de paylaşmak istiyorum: TünelMasumiyet MüzesiTürkiye İş Bankası MüzesiVirginia Angusİstanbul Sea Life Akvaryum. Zaten Google‘da bir arama yaptığınızda, Bayramda gidilmesi gereken yerlere yönelik oluşturulmuş 10 listenin 9’unda bu yerler var.

Biz Dudullu’da oturduğumuz için ilk olarak İETT otobüsü ile Üsküdar Marmaray istasyonuna gidiyoruz. Normalde sabah erken çıkmış olsanız Üsküdar’dan motor ile de Beşiktaş’a geçebilirdiniz ve daha güzel olurdu ama bizim rota ve vakit darlığımız buna izin vermedi. Marmaray ile Sirkeci’ye geçiyoruz ve Sirkeci’den tramvaya binip Tophane’de iniyoruz. Aslında bu duraktan önce Karaköy‘de inmiştik ve Tünel (F2 – Füniküler) ile Beyoğlu‘na çıkacaktık lakin arıza sebebiyle tam biz gelmeden önce girişi kapatmışlar. Beyoğlu’ndan yürüyerek geçeceğimiz Masumiyet Müzesi’ne Tophane üzerinden ulaşıyoruz.

Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanını alırsanız, kitabın arkasında müzeye girişinizi sağlayacak hediye biletiniz var. Eğer bizim gibi kitabı almadıysanız, giriş ücreti Tam: 15 TL, Öğrenci: 10 TL şeklinde. Masumiyet Müzesi, hem Orhan Pamuk tarafından yazılan bir roman hem de kendisi tarafından yaptırılan bir müze. Bir nevi hikayeyi eşyalarla anlatma üzerine kurulu. 70’lerden günümüze Türk burjuvazisinin de bir nevi panoramasını sunuyor. Müze ayrıca 2014 yılında Avrupa’da Yılın Müzesi Ödülü’nü almış bir yer. Müzeden keyif almak için romanı benim gibi okumanız gerekmiyor. Aynı şekilde romandan zevk almak için de müzeyi gezmenize gerek yok. Ama romanı okuyanlar, müzenin yer yer anlamını daha iyi kavrayacakları gibi, müzeyi gezenler de, romanı okurken belki de gözden kaçırdıkları pek çok şeyi görecekler.

http://tr.masumiyetmuzesi.org

Türkiye İş Bankası Müzesi

Buradan yine tramvay ile Eminönü‘ne geçiyoruz. Bu aralar Türkiye İş Bankası Müzesi‘nde ücretsiz gezebileceğiniz, tarihin önemli dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen “Derinlerden Siperlere: Çanakkale 1915” sergisine gidiyoruz. Çanakkale Boğazı’nın derinliklerinden Gelibolu’daki siperlere uzanan tarihi bir yolculuğa çıkıyoruz. Müzede her yaş grubundan insan vardı ve çok kalabalıktı. Sergide projeksiyonlardan Çanakkale Savaşları üzerine farklı belgeseller ve tarihi görüntülerin de gösterimleri yapılıyor. Özellikle 3.boyutlu oluşturulan fotoğraf kiosklarını çok beğendik.

 http://muze.isbank.com.tr

Virginia Angus

Müzelerden sonra bir açlık duygusu kaplıyor dört bir yanımızı. Bu kadar güzel yerden sonra gidilecek en doğru yer, ne zamandır isteyip de gitmeye fırsat bulamadığım Virginia Angus. İstanbul’daki en iyi hamburger işletmelerinden biri olan Virginia Angus‘a Eminönü İETT duraklarının karşısındaki aradan yukarı çıkarak ulaşabiliyorsunuz. Özellikle Lokum Burger enfesti. Şiddetle tavsiyedir.

http://www.virginiaangus.com.tr

İstanbul Sea Life Akvaryum

Karnımızı doyurduktan sonra gezinin son durağı olan İstanbul Sea Life Akvaryum‘u gezmek için Forum İstanbul Alışveriş Merkezi‘ne doğru yola çıkıyoruz. Yine Sirkeci’den Marmaray ile Yenikapı’ya, buradan da metro ile Kocatepe istasyonuna gidiyoruz. 83 metre uzunluğundaki Okyanus Tüneli, 270 derecelik panoramik görünümlü Okyanus Odası, 47 adet sergi tankına sahip 21 konulu bölge ve 15.000’den fazla deniz canlısı ile bu akvaryum sevdiklerinizle eğlenmek için mükemmel bir durak! Deniz Kaplumbağalarının bulunduğu bölümde görevliler size öğretici bilgiler de veriyor. Özellikle köpekbalıklarının olduğu bölüm heyecan vericiydi.

https://www.visitsealife.com/istanbul

Bu rotayı güzergahlar birbirine bağlı olduğu için oluşturdum. İşin açıkçası Türkiye İş Bankası Müzesi’ndeki sergi ile İstanbul Sea Life Akvaryum’a indirimli giriş biletlerimiz olmasa farklı bir rota da belirleyebilirdik. Sonuçta İstanbul’da gezilecek daha çok yer var!

Bu vesile ile herkese hayırlı bayramlar dilerim.

« Older posts

© 2020 Mustafa Çelen

Theme by Anders NorenUp ↑